P o K u T ________P o K u T________________________
  Pokut'ta "Mahkeme kararı"
 



Güncel Bilgiler "B Ö L Ü M ---2" ye ilave edilmiştir.


---B Ö L Ü M ---1

---Sevgili "POKUT"lu hemşehrilerimiz,

Bir müddet evvel Pokut yaylası ile ilgili bir dava süreci başlamıştı.
Her ne kadar bir kaç yeni yapı yapılmış olsada çoğunluğu 150, 200 yıllık olan ve dedelerden intikal eden evlerden dolayı
tüm Pokut yaylalılar için, Cumhuriyet Savcılığı tarafından kaçak yapı yapmak ve kullanmaya devam etmek gerekçeleriyle dava açılmıştı.
Dava çoğunluğu 150, 200 yıllık evleri olan tüm pokutluları kaçak yapı suçundan suçlamaktaydı.
Dava nihayete erdi ve Çamlıhemşin Hakimi, osmanlı döneminde yaşamış dedelerinden kalan 150, 200 yıllık ev mirasçılarından
birer kişiyi kaçak yapı yapmaktan 6 ay hapse ve para cezasına çarptırdı.
Fakat davalıların sabıkasız oluşları ve iyi niyetleri göz önünde bulundurularak Hükmün açıklanmasını geri bırakarak 5 yıl boyunca denetime tabi tutmuştur.
Yani 5 yıl boyunca evinde (eve girsen bile suç olabilir) en ufak bir şikayette hüküm işler hale gelebilecektir.
Bu sonuca özellikle Pokut yaylasındaki dava muhatablarının çok seri şekilde( Tebliğden itibaren 1 hafta içinde) cevap vermeleri gerekmektedir.

NOT : Bu sebeple hazırlanan bir cevap yazısınıda eklemiş bulunmaktayız.

Bu ve benzeri davalar tüm yaylalar için bir emsal okuşturma özelliğide taşımakta ve kısa bir zaman diliminde dedelerimizden miras kalan evlerimizden dolayı tüm yayla sakinlerini suçlu hale getirmektedir.
* * *
---İlgililerin Bilgilerine sunuyoruz

* * *

RİZE NÖBETÇİ AĞIR CEZA MAHKEMESİ SAYIN BAŞKANLIĞI’NA
Sunulmak Üzere
ÇAMLIHEMŞİN ASLİYE CEZA MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİ’NE
Gönderilmek Üzere
ANKARA (veya bulunduğunuz yer) ASLİYE CEZA MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİ’NE

DOSYA NO----------------: 2010/23E. 122K.
---------------------------------------------------
İTİRAZ EDEN SANIK-------:…………………………………………………………

DAVACI------------------: K.H.

İTİRAZA KONU KARAR------: Çamlıhemşin Asliye Ceza Mahkemesi’nin ……/…….2010 tarih, 2010/………… E. ve 2010/…………… K. sayılı kararı

KONU--------------------: Çamlıhemşin Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2010/…….. E. ve 2010/…….. K. sayılı dosyası ile …./……/2010 tarihinde sanık olarak aleyhime kaleme alınmış olan “Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması”na ilişkin ilama olan itirazlarımın arzıdır.

TEBLİĞ TARİHİ-----------: …../…….2010

İTİRAZ GEREKÇELERİM:

2863 s. Yasa’ya muhalefet suçunu işlemiş olduğum iddiasına dayalı olarak Çamlıhemşin Asliye Ceza Mahkemesinin ……………E. sayısı ile yargılandığım dosyada “beraat” yönünde hüküm kurulmakla birlikte ve aynı zamanda; mahkeme hakimi tarafından Çamlıhemşin Cumhuriyet Savcılığı’na TCK’nun 154. maddesinde tarifi yapılan suçu işlediğim düşünülerek suç duyurusunda bulunulmuştur.

Cumhuriyet Savcılığı ise; “köyün ortak kullanımına ayrılmış Pokut Yaylası’nda bulunan yapıyı kullanmaya devam etmek suretiyle Konaklar Mahallesi Muhtarlığı, Boğaziçi Köyü, Ortan Köyü’ne tahsisli ve öteden beri köylünün ortak yararlanmasına sunulmuş bulunan Pokut Yaylası’na tecavüz” ettiğim iddiası ile yargılanmam ve eylemime uyduğu söylenen TCK’nun 154/2 yollaması ile 154/1 maddesi gereğince cezalandırılması ve hakkımda 53/1 maddesinde düzenlenen güvenlik tedbirlerinin uygulanması talebi ile Çamlıhemşin Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2010/…………. E. sayılı dosyasıyla “kamu davası” açmıştır.

Bu kez Çamlıhemşin Asliye Ceza Mahkemesi; “hakkı olmayan yere tecavüz suçu”nu işlediğimi sabit görerek, TCK’nun 154/2 yollamasıyla, TCK’nun 154/1 maddeleri gereğince aleyhimde “6 ay hapis ve adli para cezası”na hüküm kurmuş, TCK’nun 62/1 gereğince ise verdiği cezayı 5 ay hapis 80,00-TL. adli para cezasına indirmiş ve çevirmiştir. Mahkeme tarafından hükme bağlanan cezanın ise, “CMK’nun 231/5,6 maddeleri gereğince; “sabıkasız olmam, kişilik özelliklerim, yargılama sırasında sergilediğim tutum ve davranışlarım nedeniyle, hakkımda kurulan hükmün açıklanmasının ertelenmesi halinde yeniden suç işlemeyeceğim konusunda mahkemede uyanan kanaat, suçun işlenmesiyle yapılan yapının idarece her zaman kaldırılabileceği ve tarafıma yasanın kâl mükellefiyeti getirmemiş olması” gerekçeleri ile CMK’nun 231/5 maddesi hükmü gereğince “hükmün açıklanmasını geri bırakılması” yönünde hüküm kurmuştur.

Yargılandığım işbu dosyada hakkımda “beraat kararı” verilmesi gerekirken “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” yönünde kurulan hükmü; ortada yasada tarifi yapılan bir suçun işlenmemiş olması nedeniyle kabul etmem mümkün değildir. Aşağıda izaha çalışacağım gerekçelerden dolayı; sayın makama müracaat ile yerel mahkeme kararına “itiraz” etmek gereği doğmuştur. Şöyle ki;

1.KAMU DAVASININ AÇILMASI İÇİN YAPILMASI GEREKEN HAZIRLIK TAHKİKATI EKSİKTİR:

Çamlıhemşin Cumhuriyet Savcılığı, işbu davaya da konu olan ve atalarımızdan bizlere intikal eden “yayla evi” ile ilgili olarak aleyhime öncelikle; “2863 sayılı Yasaya Muhalefet” gerekçesi ile dava açmıştır. Bu davayı açmadan önce, sadece Çamlıhemşin Jandarma Komutanlığı’na mahallinde tespit yaptırmıştır. Jandarma Komutanlığı, uzmanlık alanı olmayan konularda çoğu hatalı olan “tutanak”ları tutmuş, sadece bu tutanaklara dayanarak Sn. Çamlıhemşin Cumhuriyet Savcılığı benim ve benzeri durumdaki sayısız kişinin aleyhine dava açmıştır. Sn. savcı, suç işlendiğini iddia ettiği neredeyse bütün köy sakinlerinin yargılanmasını talep ettiği davalardan önceki hazırlık tahkikatında bir “tanık” dinlememiş, “suç mahallinde inceleme” yapmamış ve “ifademi” dahi almamıştır. Yargılanma süreci neticesinde 2863 sayılı Yasa’ya muhalefet etmediğimin ortaya çıkıp beraat etmemden sonra, yerel mahkeme hakiminde, başka bir yasaya muhalefet (TCK) ettiğim kanaati oluşmuş ve Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunulmuştur. Cumhuriyet Savcılığı kendisine yapılan suç duyurusu üzerine, yeni bir tahkikat (suç mahallinde keşif, tanık ifadeleri, suç atılan kişinin ifadesi gibi) yapmaya gerek duymadan bu kez, yerel mahkeme hakiminin işaret ettiği yasaya muhalefetten aleyhime dava açmıştır. Savcılık makamı, tecavüz ettiğimi iddia ettiği “Pokut Yaylası’nın; Konaklar Mahallesi Muhtarlığı, Boğaziçi Köyü, Ortan Köyü’ne tahsisli ve öteden beri köylünün ortak yararlanmasına sunulmuş bulunan bir yayla olduğu”nu söylerken, benim başka bir yerden gelen bir kişi mi yoksa bu köyler ya da mahallenin bir mensubu olup olmadığımı araştırmadığı gibi, bu köyler ya da mahalle mensubu olmakla birlikte, Pokut Yaylası’ndan, köyler ya da mahalleye mensup olan diğer kişilerin kullanımına engel olup olmadığımı da araştırmış, soruşturmuş değildir.

2.YEREL MAHKEME HÜKMÜ, GEREKLİ VE YETERLİ ARAŞTIRMAYA KONU OLMAYAN BİR YARGILAMA SÜRECİ SONUCUNDA KALEME ALINMIŞTIR:

Türk Ceza Kanunu’nun 154.maddesinin 2. fıkrası aynen, “Köy tüzel kişiliğine ait olduğunu veya öteden beri köylünün ortak yararlanmasına terk edilmiş bulunduğunu bilerek mera, harman yeri, yol ve sulak gibi taşınmaz malları kısmen veya tamamen zapt eden, bunlar üzerinde tasarrufta bulunan veya sürüp eken kimse hakkında birinci fıkrada yazılı cezalar uygulanır” hükmünü ihtiva etmektedir. Araştırma yapmadan hakkımda dava açan Savcılık makamı hakkındaki yakınmamın aynısını, yerel mahkeme tarafında da yapmak durumundayım. Mahkeme üzerime atılı suçu işleyip işlemediğim konusunda ve sadece, benim ifademi almakla yetinmiştir. Benim, sayılan köyler veya mahallenin bir mensubu olup olmadığım, ortak kullanıma tahsis edilen yerlerden köy tüzel kişiliğini temsil eden kişilerin yararlanmasına engel olup olmadığım konularında tanık, keşif, bilirkişi gibi herhangi bir delil toplamamış ve araştırma yapmamıştır. Bu açıklamaların ışığında; mahkeme kararının dayanağı “soyut varsayımlar”dan öteye gidemez.
Yukarıda 1 ve 2 numaralı bentlerde izaha çalıştığım bu gerekçelerden dolayı; “iddia makamının, üzerime atılı suçu işlediğime dair başlangıçta zaten eksik yapılan tahkikata dayalı olarak dava açmış olması ve yerel mahkemenin, üzerime atılı olan suçu ve suç işleme kastımı gerekli ve yeterli delillerle ortaya çıkaracak araştırmayı yapmadan hüküm kurmuş” olması; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imza ile kişilere birçok insan hakkına saygı duyacağını ve duyulması için de gerekli tedbirleri alacağını söyleyen Devlet’in, yargı mercii; Sözleşme’nin 6. maddesi ile tarafıma da taahhüt edilen “adil yargılanma hakkımı” ihlal etmiştir.

3.HÜKME ESAS ALINAN BİLİRKİŞİ RAPORU, İTİRAZLARIN KARŞILANMADIĞI VE BU NEDENLE KESİNLİK KAZANMAYAN BİR RAPORDUR:

Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında vermiş olduğu mahkumiyet kararını; önceki tarihlerde aynı mahkemede yargılanıp beraat ettiğim inşaat mühendisi tarafından düzenlenen bilirkişi raporuna dayandırmıştır. Bahsi geçen bilirkişi raporunda “yapının özellikleri bölümünde, binanın yaz aylarında yayla evi olarak kullanıldığı, bodrum katta hayvan barınağı bulunduğu, binanın yığma karataş tarzında, ahşaptan inşa edilen iki katlı bir bina olduğu, yaklaşık 100 yıl önce hayvancılık amaçlı inşa edildiği, kolaylıkla sökülebilir, takılabilir türde olmadığı, sabit ve kalıcı yapı olduğunu, kullanılacak durumda olduğunu, hayvancılık amaçlı inşa edilen bu tür yapıların ruhsata tabi olmadığının bayındırlık ve iskan bakanlığı’nın yayımladığı yönetmelikle belirlendiği” ifade edilmiştir. Görüleceği gibi; yapının hayvancılık amacı ile yapılmış olduğu ve bu gibi yapıların ruhsata ve izne tabi olmadığı tespit altına alınmıştır. Raporun devamında “dava konusu yapının yayla şartlarına uyup uymadığı” bölümünde ise; “dava konusu yapının günün koşullarına göre hayvan ahırı ve insan barınağı olarak kullanılmakta olup, yayla şartlarına uygunluk sağladığı, yayla evinin mera alanı içerisinde olup eski ocak yerinde kurulduğu, ev civarlarının otlak alanı olarak kullanıldığı, özel olarak kullanılan başka alanın olmadığının görüldüğü…” ifade edilmiştir. Raporda yer alan bu ifade ile, bahse konu yapının, inşa edilme amacına uygun şekilde kullanılmakta olduğunu, başka bir alanın zapt ya da kullanıma konu edilmediği tespit altına alınmıştır. Raporda yer alan diğer çelişkili tespitlere o tarihlerde itirazlarımı sunmuş olmakla birlikte, yukarıda izah ettiğim tespitler dahi, üzerime atılı suçu işleme kastında olmadığımı açıkça ortaya çıkarmıştır. Mahkeme, bizzat kendisi tarafından yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi ile tespit altına alınan bu hususları görmezden gelerek bir kez daha yargı mercii eliyle “adil yargılanma hakkım” ihlal edilmiş bulunmaktadır.
4342 s. Mera Kanunu’nun hükümlerine göre; “ özel mülkiyete konu olamayacak, zaman aşımı yolu ile kazanılamayacak belli köy veya belediyelere ait mera, yaylak ve kışlakların kullanma hakkı; teamüllere göre kadimden beri kullanan köy veya belediye halkı tarafından kullanılmasına devam olunur”. Benimle beraber yaylada amaca uygun kullanılan barınacak yapısı bulunan Pokut Yaylası’nın tahsis edildiği köy mensubu her kişiye, benzer yönde dava açılmış olması; suç işlediği iddia edilen kişilerin suç işleme kastının Sn. Savcılık makamı ve yerel mahkeme tarafından ne derece bir önemsendiği ve araştırma konusu edildiğinde cevaplanamayacak bir soruyu da gündeme getirmektedir.

5.CEZA ZAMANAŞIMI NEDENİYLE BÖYLE BİR HÜKÜM KURULAMAZ:

Savcılık makamı tarafından iddia edilip, suç duyurusunda bulunan yerel mahkeme tarafından da aynen kabul edilen atılı suçun benim gibi köy halkından olan her bir sanık tarafından kadimden beri yaylacılık yapılan yaylada işlenmiş olması, ceza zaman aşımı yönünden de mümkün değildir.

6.HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI KARARI VERİLMESİ YÖNÜNDEN YEREL MAHKEME HÜKMÜNÜN ELEŞTİRİSİ:

Yapılan yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası olması, suçun, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılap Yasaları’nda yer alan suçlardan bulunmamasına dair suça ilişkin koşullar ile sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması ile suç nedeniyle herhangi bir zararın doğmaması veya zarar doğsa bile mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi gibi sanığa ilişkin koşulların birlikte varlığı halinde, sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesi; beş yıllık denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı Yasa’nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurmaktadır. Yerel mahkeme tarafından kurulan hükmün esastan da eleştirilebileceği “temyiz” yolunun kapalı olduğu “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesi için yasa ile öngörülen “beş yıllık denetim süresi” sebebiyle, “koşula bağlı” bir düşme nedeni olduğu da yadsınamaz. Yerel mahkeme tarafından “suça ve sanığa ilişkin koşulların” bir arada bulunduğuna kanaat getirilen aleyhime kaleme alınan “hükmün açıklanmasının geri bırakılması”na ilişkin mahkeme ilamını, yasanın amir hükmü gereğince sayın makama “itiraz” konusu yapabilmekteyim. Aleyhime kaleme alınan gerekçeyi; temyizen eleştirmeyi tercih edeceğim ancak, “itiraz” konusu edebildiğim işbu dilekçem ile aşağıda izaha çalışacağım gerekçelerden dolayı itiraz sebeplerimin kabulünü diliyorum. Şöyle ki,

Pokut Yaylası’ndaki kullanımım; ………………………Köyü mensubu olmam ve tamamen amaca uygun kullanmam nedeniyle yasalara uygundur. Hükme esas alınan bilirkişi raporu eksik ve çelişkili olsa da Türk Ceza Yasası’nın 154. maddesinde tarifi yapılan suçun işlenmediğine dair tespitleri içermektedir. Kaldı ki; mahkeme tarafından aksine bir düşünce oluşmuşsa, davanın kamu davası olması sebebiyle hakim tarafından atılı suç açısından resen araştırma yapılıp, suçun işlenip işlenmediği konusunda tereddüde yer vermeyecek açıklıkta bir hüküm kurulmalıydı. Yerel mahkeme kararı bu yönü ile “eksik inceleme mahsulü olup tamamen varsayımsal verilere” dayalı olarak kaleme alınmıştır.

Savcının açtığı ve mahkemece de kabul edilen üzerime atılı suç; bahsi geçen köy mensubu murislerim ile benim tarafımdan herhangi bir yasaya (Mera Yasası, TKVKY, TCK..) muhalefet teşkil etmeyecek “suç işleme kastı olmayan, süregelen ve geleneksel kullanımı” ifade eden bir fiildir. Yaylacılık fiilinin bundan sonra sürdürülmeyeceğini söylemek de mümkün değildir. Hayvancılığın ithalatı gerektirecek boyutlara ulaştığı günümüzde köy mensubu birçok kişi gibi aile üyelerimden bazıları da, suç işlendiği iddia edilip hükme bağlanan köyümüze tahsisli Pokut Yaylası’nda hayvancılık yapmak istemektedirler. Yerel mahkeme kararının 6. maddesi ile “hükmün açıklanmasının geri bırakılması sebebiyle beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulmamı” kaleme almıştır. Yerel mahkeme kararı bu yönü ile Anayasa’nın 49. maddesi ile güvence altına alınan “çalışma hak ve ödevi”mi de ihlal edilmiş bulunmaktadır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması için gerekli olan iki ön şarttan birisi olan, “sanığın suçunun sabit olması ve sanık hakkında mahkumiyet hükmü kuruluyor olması”dır. Başka bir ifade ile sanık hakkında herhangi bir nedenle beraat kararı verilmesi söz konusu ise hükmün açıklanması geri bırakılmayacaktır. Yukarıda izaha çalıştığım gerekçelerden dolayı; üzerime atılı suçta, suç işleme unsurlarının en önemlisi olan “kasıt” unsurunun oluşmadığı ve dolayısıyla atılı suçun oluşmadığı ortadadır. CMK’nun 223. maddesinin amir “c” fıkrasında; yüklenen suç açısından failin kastının bulunmaması hallerinde beraat kararı verileceği hükme bağlanmıştır. Kastın bulunmayışı ve CMK’nın bu maddesi göz önüne alındığında hükmün açıklanmasının geri bırakılması için öngörülen şartın oluşmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Sonuç olarak;

Savcılık makamının hazırlık soruşturması aşamasında eksik tahkikat ile işbu ceza davasını açmış olması, yargılama sırasında mahkeme tarafından da üzerime atılı suçun sabit olup olmadığı konusunda gerekli araştırmanın yapılmamış olması ve her şeyden önemlisi, “kamu malını zapt, kamu malına zarar” gibi Ceza Yargılama Hukuku’nda olmazsa olmaz araştırılması gereken üzerime “atılı suçtaki kast” unsuru”nun bulunmaması nedenleriyle, hakkımda kurulan hüküm; başta AİHS’nin 6. maddesi ile güvence altına alınan “adil yargılanma hakkı”mı ve Anayasa’nın 36. maddesi ile güvence altına alınan “hak arama hürriyeti”mi ihlal etmiş bulunmaktadır.

Tüm izaha çalıştığım nedenlerden dolayı; Çamlıhemşin Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2010/……… E. ve 2010/………… K. sayılı ve ……/……..2010 tarihli “Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması”na ilişkin kararına karşı yaptığım itirazımın kabulü ile itiraza konu edilen hükmün yeniden incelenerek hakkımda verilen “Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması” Kararının KALDIRILMASINA, dosyanın ilgili mahkemeye iadesine ve açıklamalar bölümünde sözü edilen nedenlere dayalı olarak fiilimde kasıt olmadığı dolayısıyla, 2863 sayılı yasanın 65/b maddesinde bahsi geçen suçun oluşmadığı dikkate alınarak CMK’nın ilgili maddeleri çerçevesinde isnat edilen suçtan BERAATİME karar verilmesini saygı ile arz ve talep ederim…../…../2010

---İtiraz Eden Sanık
















. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2
. . . . . . . . . B Ö L Ü M--2










TEMYİZ KONUSUYLA İLGİLİ "GÜNCEL" BİLGİLER---------Mart 2011

Malumunuz, pokut/sal "yaylaya tecavüz" davalarında ç.hemşin mahkemesi; önceki kararlarında cezayı kesip, bu cezalar için de otomatikman "hükmün açıklanmasının geriye bırakılması" şeklinde bir tür erteleme kararı veriyordu. bu kararların yargıtayda temyizi mümkün değildi. şimdi yasa değişikliği ile birlikte mahkeme yargılanan kişiye "geriye bırakma istiyor musun" diye soruyor. mevzuumuz bununla ilgilidir.... memleketten aldığım haberlere göre; bir iki dosyada, yargılanan hemşerilerimiz "hayır, hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasını istemiyorum" şeklinde beyanda bulunmuşlar. böylece mahkeme de beklendiği şekilde cezayı vermiş (bu kararı görme imkanımız olmadı henüz, o yüzden içeriğini bilemiyoruz). böylece bu kararların temyiz edilebilmesi imkanı doğmuştur. burada kritik olan husus şu: kararın temyiz süresini kaçırmamak gerekiyor, aksi halde ceza kesinleşiyor. temyiz süresi 7 gün. duruşmaya gidip de mahkeme size kararını bildirdiğinde bu süre başlıyor. o nedenle de, hiç vakit geçirmeden "kısa temyiz dilekçesi" verilmesi zaruridir. Aşağıdaki örnek dilekçelerden biri buna yöneliktir. """Tek sayfadır dosya adı: sure tutum ve kısa temyiz dilekçesi (TEMYİZ DİLEKÇE 1 ) 04.03.11""" bunu hemen duruşmadan çıkar çıkmaz mahkemeye vermek icap eder. Bilahare 1 ay içinde mahkeme size gerekçeli kararı gönderecek. işte bu gerekçeli karar size ulaştıktan sonra gerekçeli bir temyiz dilekçesi verilmesi gerekir. buna ilişkin bir örnek kabilinden (TEMYİZ DİLEKÇE 2) de aşağıdadır: (dosya adı: Uzun bir (6 sayfa)temyiz dilekçesidir 02.08.10). not: her bir dosya kendi somutluğunda farklılıklar taşımaktadır. bu nedenle, tarafınıza gönderilen gerekçeli karara karşı temyiz dilekçesinin hazırlanmasında hukukçulardan yardım alınması gerektiğini ve özellikle "gerekçeli temyiz dilekçesi" örnek olarak gönderildiğini hatırlatırız...


----------------

TEMYİZ DİLEKÇE ÖRNEĞİ 1 (İlk dilekçe)----:


YARGITAY (…) CEZA DAİRESİ BAŞKANLIĞI'NA

Gönderilmek Üzere

ÇAMLIHEMŞİN ASLİYE CEZA MAHKEMESİ YARGIÇLIĞI’NA

__/__/2011

DURUŞMA TALEPLİDİR

Dosya Esas no :
Dosya Karar no :
Temyiz ve Süre Tutum
Talep Eden Sanık : _____________________ (TC no:___________________)
Adres: ____________________
Konu : Süre tutum ve duruşma istemli temyiz dilekçesidir.


I- Açıklamalar :
Yerel Mahkemece verilen hüküm usul ve yasaya aykırıdır. Beraatime karar verilmesi gerekirken hakkımda ceza kararı verilmesi hukuka aykırıdır. Bozmayı gerektirir niteliktedir. Tarafıma gerekçeli karar gönderilinceye kadar süre tutum isteğimle birlikte iş bu temyiz dilekçesini sunuyorum.

II- İstem ve Sonuç :
Yukarıda açıkladığımız ve temyiz incelemesi sırasında ortaya çıkacak nedenlerle, Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına; gerekçeli temyiz dilekçemi hazırlayabilmek için, gerekçeli kararın tarafımıza tebliğine kadar süre tutum isteğimizin kabulüne, temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasına karar verilmesini saygıyla talep ederiz.

Sanık
(ad Soyad, imza)

--------------------------

TEMYİZ DİLEKÇE ÖRNEĞİ 2 (sonraki dilekçe)


YARGITAY (…) CEZA DAİRESİ BAŞKANLIĞI’NA

Gönderilmek Üzere

ÇAMLIHEMŞİN ASLİYE CEZA MAHKEMESİ YARGIÇLIĞI’NA

__.__.2010
Dosya No: 2010/___ E.
2011/___ K.

DURUŞMA İSTEMLİ TEMYİZ DİLEKÇESİDİR

Temyiz Eden :

Konu : Yerel Mahkeme’nin ________ tarih ve 2010/___ K. nolu kararının temyizen incelenerek bozulmasına dair dilekçemdir.

Tebliğ tarihi : __.__.2011

Çamlıhemşin Asliye Ceza Mahkemesi ________ tarih ve 2011/___ K. nolu hükmüyle aleyhimde mahkumiyet kararı vermiştir. Aşağıda açıklayacağım nedenlerden dolayı, kararı temyiz ederim.

I- Temyiz Nedenlerimiz:

1. 2863 sayılı yasaya muhalefet iddiasıyla, Çamlıhemşin Asliye Ceza Mahkemesi’nin _____/___E. ve _____/____K. nolu hükmü ile yargılandığım dosyada beraat ettim. Ancak, kararla birlikte Mahkeme TCK md. 154/II’deki suçla ilgili hakkımda suç duyurusunda bulunmuştur.

Cumhuriyet Savcılığı ise; “köyün ortak kullanımına ayrılmış _____ Yaylası’nda bulunan yapıyı kullanmaya devam etmek suretiyle köye tahsisli ve öteden beri köylünün ortak yararlanmasına sunulmuş bulunan yaylaya tecavüz” iddiası ile Çamlıhemşin Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2010/__ E. nolu dosyasıyla “kamu davası” açmıştır. Yapılan yargılama sonucunda Mahkeme hakkımda temyize konu hükmü tesis etmiştir.

Yerel Mahkeme tarafından yapılmış hukuka ve usule uygun bir yargılama olmadığından, söz konusu kararın Yargıtay’da temyizen incelenmek suretiyle bozulmasını talep ederim.

2. SAVCILIK MAKAMI, KAMU DAVASININ AÇILMASI BAKIMINDAN USULÜNE UYGUN HAZIRLIK TAHKİKATLARINI YAPMAMIŞTIR.

a) Atalarımızdan kalma en az 100-150 senelik yayla evinden dolayı 2863 sy. yasaya muhalefetten dolayı önceki dava beraatımla sonuçlandı. Ancak bu defa; söz konusu evi kullanıyor olmamdan dolayı, köyün ortak yerine tecavüzle suçlanmaktayım.

Öncelikle şunun açıkça ifade etmekte fayda görmekteyim ki; yüzyıllardır yaşadığımız yaylalarda, “işgalci, tecavüzcü” olarak adlandırılmamız ne vicdanen ne de hukuken kabul edilemez. Mevcut yasalardan ve Cumhuriyetin kurulmasından çok önce, kadimden beri yaylalarda bu evlerimizle vardık ve bundan böyle de yaşamaya devam edeceğiz. Bu bizim yaşam biçimimiz ve kültürümüzdür. Biz “işgalci” değiliz, bu yörenin yüzyıllardır yerleşik halkıyız. İşgalcilikle suçlanıp, evlerin yasaya aykırılığı iddiası ile buradaki yerleşim/yaşam hakkımız tartışılmaya açılmaktadır. Mimarisiyle, müziğiyle, kültürüyle yöre halkının yüzyıllardır oluşturduğu sosyal hayatın günümüze bıraktığı örnekler yok sayılmaktadır. Böylesi bir durumu hiçbir hukuk düzeni kabul etmez.

Savcının açtığı ve Mahkemece kabul edilen üzerime atılı suç; bahsi geçen köy mensubu murislerim ile tarafımca herhangi bir yasaya (Mera Yasası, TKVKY, TCK) muhalefet teşkil etmeyecek “suç işleme kastı olmayan, süregelen ve geleneksel kullanımı” ifade eden bir fiildir. Yaylacılık fiilinin bundan sonra sürdürülmeyeceğini söylemek de mümkün değildir. Hayvancılığın ithalatı gerektirecek boyutlara ulaştığı günümüzde köy mensubu birçok kişi gibi aile üyelerimden bazıları da, suç işlendiği iddia edilip hükme bağlanan köyümüze tahsisli yaylada hayvancılık yapmak istemektedirler. Yerel mahkeme kararı ile Anayasa’nın 49. maddesi ile güvence altına alınan “çalışma hak ve ödevim” de ihlal edilmiş bulunmaktadır.

b) Savcılık makamı, söz konusu evle ilgili olarak aleyhime önce “2863 sayılı yasaya muhalefet” gerekçesi ile dava açmıştır. Davayı açmadan önce, sadece Jandarma Komutanlığı’na mahallinde tespit yaptırmıştır. Jandarma, uzmanlık alanı olmayan konularda çoğu hatalı olan “tutanak”ları düzenlemiş, sadece bu tutanaklara dayanarak benim ve onlarca kişi aleyhine ceza davası açmıştır. Savcı, suç işlendiğini iddia ettiği neredeyse bütün köy sakinlerinin yargılanmasını talep ettiği davalardan önceki hazırlık tahkikatında “tanık” dinlememiş, CMK md. 63/3’deki bilirkişi incelemesine başvurmamış, “suç mahallinde inceleme” yapmamış ve “ifademi” dahi almamıştır. Yukarıda da açıkladığımız üzere bu dava beraatımla sonuçlanmıştır. Ancak, Mahkemenin suç duyurusu üzerine yeni bir tahkikat (suç mahallinde keşif, tanık ifadeleri, bilirkişi incelemesi, suç atılan kişinin ifadesi gibi) yapmaya gerek duymadan bu kez, doğrudan iddianame hazırlayıp aleyhime dava açmıştır.

Savcılık makamı, işgalci olduğum/tecavüz ettiğimi iddia edip, “yaylanın, köye tahsisli ve öteden beri köylünün ortak yararlanmasına sunulmuş bulunan bir yayla olduğu”nu söylemiştir. Ancak Savcı böylesi bir iddiada bulunurken; benim bu köye kayıtlı, köy mensubu olup olmadığımı, buraya başka bir yerden gelen bir kişi olup/olmadığımı araştırmadığı gibi, yayla evi nedeniyle diğer köylülerin kullanımına engel olup olmadığımı da araştırmış, soruşturmuş değildir. BU ŞEKİLDE, SAVCILIK MAKAMININ ETKİN BİR SORUŞTURMA YAPMAKSIZIN, EKSİK TAHKİKATLA İDDİANAME HAZIRLADIĞI ANLAŞILMAKTADIR.

3. YEREL MAHKEME HÜKMÜNÜ, YETERLİ ARAŞTIRMA YAPMAKSIZIN VE USULÜNE UYGUN BİR YARGILAMA SÜRECİ GERÇEKLEŞTİRMEKSİZİN VERMİŞTİR.

Yerel Mahkeme üzerime atılı suçu işleyip işlemediğim konusunda, sadece benim ifademi almakla yetinmiştir. VE BAŞKACA BİR İNECELEME/ARAŞTIRMA İŞLEMİ YAPMAKSIZIN HÜKMÜNÜ VERMİŞTİR. Benim yaylanın tahsisli köyünün mensubu olup olmadığım; ortak kullanıma tahsis edilen yerlerde diğer köylülerin yararlanmasına engel olup olmadığım; nasıl engel olduğum; yayla evinin mera alanında olup/olmadığı; yayla evinin yaylacılığa uygunluğu vb. diğer suça tesir eden konularda tanık, keşif, bilirkişi gibi herhangi bir delil toplamamış ve araştırma yapmamıştır. Bu açıklamaların ışığında; Yerel Mahkeme kararının dayanağı “soyut varsayımlar”dan öteye gitmemektedir.

Yukarıda açıkladığım gerekçelerden dolayı; iddia makamı, üzerime atılı suçu işlediğime dair başlangıçta zaten eksik yapılan tahkikata dayalı olarak dava açmış ve Yerel Mahkeme de, suçu ve suç işleme kastımı gerekli ve yeterli delillerle ortaya çıkaracak araştırmayı yapmadan hüküm kurmuştur.

a) YEREL MAHKEME CEZA HUKUK İLKELERİNE AYKIRI HÜKÜM KURMUŞTUR
Öncelikle bir hususu ifade etmek isterim: Beraatımla biten dosyadaki bilirkişi raporunda suça konu evin 100 - 150 YIL ÖNCE, YÖRE MİMARİSİNE UYGUN OLARAK YAPILMIŞ BİR YAYLA EVİ olduğu açıkça belirtilmiştir. Atalarımızın yapıp kullandığı bu evden dolayı yargılanıyor olmam, kadim tarihte yürürlükte olmayan cezaların, şimdi aleyhime uygulanması ceza hukukunun en temel ilkelerine aykırıdır: “YASALLIK İLKESİ” gereği; işlendiği anda suç sayılmayan fiilin, sonradan suç sayılması durumunda bireyin cezalandırılması mümkün değildir. Bu manada, CEZA YASALARI GERİYE YÜRÜMEZ. Yerel Mahkeme, o tarihte yürürlükte olan yasayı araştırıp bulmak ve uygulamakla yükümlüdür. Yerel Mahkemece verilen hüküm, benim gibi köy halkından olan her bir sanık tarafından kadimden beri yaylacılık yapılan yaylada işlenmiş olması, ceza zamanaşımı yönünden de hukuka aykırıdır.

b) SAVUNMA YAPMA HAKKIM ENGELLENMİŞTİR.
Suça konu eylemin ispatı bakımından mahalli bilirkişilerin, yöreyi bilen yaşlı insanların tanıklığında yaylada keşif yapılması gerekirdi. Eski tapu kayıtları ve Osmanlı belgelerinin celbi ve incelenmesi gerekirdi. Mahalle ve köy muhtarlarının dinlenmesi ve muhtarlık kayıtlarının incelenmesi gerekirdi. Böylece gerek atılı suçla ilgili maddi deliller toplanacak, gerekse yaylanın, yayla evlerinin kadimden beri kullanım şekli araştırılmış ve öğrenilmiş olunacaktı. Bu hususları göz ardı eden Yerel Mahkeme hükmü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni 6. maddesi ile “adil yargılanma hakkımı” ihlal etmiştir. Şöyle ki:
Yukarıda açıkladığım gibi, hükme dayanak bilirkişi raporunda yayla evlerinin 100 - 150 YIL ÖNCE, YÖRE MİMARİSİNE UYGUN OLARAK YAPILDIĞI belirtilmiştir. Raporda ayrıca evin; hayvan ağırı ve insan barınağı olarak kullanıldığı, YAYLA ŞARTLARINA UYGUN OLDUĞU açıklanmıştır. Bilirkişinin de işaret ettiği bir gerçeği Yüksek Mahkeme’nin dikkatine sunmak isterim: Atalarımız ve bizler, buranın kendine özgü doğa koşulları gereği; yaylacılığı, hayvancılığı, barınmamızı özetle yayladaki yaşamı kalıcı yapılar olmaksızın sürdüremeyiz. Çünkü: Her şeyden önce bu yerler 1900-2000 metre üzerinde, Kaçkar sıradağlarında yer almaktadır. Mayıs-eylül arası gibi kalınan bu yerler, yaz da olsa soğuk, sürekli yağış alan zorlu tabiat koşullarına sahiptir. Hayvanların ve insanların burada bu kadar uzun vakit kalabilmeleri ancak bu konutlarla mümkündür. Yeri gelmiş, orman müdürlüğü yayla halkının kullanımı için zati ihtiyaç kararları vermiş; zamanı gelmiş, TEK yayla evlerine elektrik getirmiştir. Özetle devlet, yayla evlerinin varlığından haberdardır. Bu evlere kaçak konut muamelesi yapılması hukukla bağdaşmaz.
Nitekim bu hususlar, Hüsnü Aldemir ve Nazif Kaçak tarafından yazılmış “Mer’a, Yaylak ve Kışlak Davaları” adlı eserde de açıkça ifade edilmiştir:
“Bununla birlikte yaylak ve kışlaklar üzerinde ev, ağıl gibi tesisler yapılabileceği Arazi Kanununun düzenlenme şeklinde ve ifadesinden de anlaşılmaktadır. Şöyle ki, Arazi Kanununun mer’alara ait 97. md.de mer’alar üzerinde mandıra, ağıl vesair inşaatın yapılamayacağı özellikle belirtildiği halde, yaylak ve kışlaklardan bahsedilen 101. md.de böyle bir hüküm bulunmamaktadır. (…) Bu esasın doğal sonucu olarak ev, ağıl gibi tesislerin kurulduğu yerlerin yayla ve kışlak mı yoksa mer’a vasfında bir yer mi olduğunun mahkemece tespiti gerekir. (…) kadim kullanma ve kullanma şeklinin gözönünde tutulmak suretiyle bir çözüm yolunun bulunması gerektiği belirtilmiştir.” (Adalet Yayınları, sh. 274-275).
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi bir kararında (20.02.1969, E. 9520, K. 981) yaylada ev yapılabileceğini açıkça belirtmiştir: “YAYLA İSE, YAYLANIN TASARRUF ŞEKLİ İTİBARİYLE YAYLADA İNTİFA HAKKI BULUNANLAR DİĞER MÜŞTEREK İNTİFA HAKKI SAHİPLERİNİN İNTİFA HAKLARINA MANİ OLMAMAK ÜZERE YAYLAYA YAYLA EVİ YAPABİLİRLER.”
Bilirkişi raporunda ifade edilen hususlar, Mera Kanunu md. 20’de belirtilen “YARARLANMA AMACINA YÖNELİK YAPILAR” olgusu ile de uyuşmaktadır. Bu hususla ilgili Yargıtay kararlarında (Yargıtay 8. HD., 01.07.2008 tarih ve 2008/3259 E.); “ANCAK, YARARLANMA HAKKINA SAHİP OLAN KÖY VEYA BELDE HALKI TARAFINDAN KULLANILMASI DÜŞÜNÜLEBİLİR. MER’A KANUNU’NUN 20. MD.Sİ HÜKMÜ UYARINCA, YARARLANMA AMACINA UYGUN OLARAK BELLİ KOŞULLAR ALTINDA BU TÜR YERLER ÜZERİNDE İNŞAAT YAPILMASI MÜMKÜNDÜR”. Rapor’da belirtilen ilgili tespit, Yargıtay kararı ile de birebir uyuşmaktadır.
Ancak Yerel Mahkeme, bu somut/maddi koşulları dikkate almaksızın aleyhimde, usule de uygun olmayan bir yargılama ile hukuka aykırı hüküm tesis etmiştir. Bu somut/maddi koşulları dikkate alınmaksızın aleyhimde verilen karar ve yapılan yargılama hukuka uygun değildir.
4. Suçun konusu yasadaki tarifine göre; “Köy tüzel kişiliğine ait veya öteden beri köylünün ortak yararlanmasına terk edilmiş” yerlerdir. O halde, yargılamada öncelikle; evin kullanımının “köylünün müşterek yararlanmasına terk edilmiş alanlara” müdahale olup olmadığının belirlenmesi gerekirdi.
a) Atalardan kalma evin bulunduğu yayla kadim bir yerleşim bölgesidir. Yayla (ve içindeki evler) eğer yargılama sürecinde keşif yapılsa idi görüleceği üzere, klasik bir yayla düzenine sahip değildir. Aksine, yöreye nazaran büyükçe bir köy şeklinde konumlanmıştır.
Yayla evlerinin bulunduğu alan, köylünün ortak kullanımına bırakılmış yerlerden değildir. Konut alanları kadim bir yerleşim bölgesi olup; yasada belirtildiği şekilde mera, harman yeri, yol ve sulak şeklinde köylülerin kullandığı taşınmaz mallardan değildir. Bu nedenle de, kullanılan evlerin ortak yararlanmaya terk edilmiş alanlara tecavüz ettiği olgusu olayımızda gerçekleşmemiştir.
Yerel Mahkeme, tecavüz olgusunu bilirkişi raporunda açıklanan “yayla evinin mera alanı içerisinde olduğu” tespitine dayandırmıştır. Oysa, evlerin bulunduğu yerleşim bölgesi mera alanı olarak hiçbir zaman kullanılmamıştır. Dosyada mevcut tahsis kararında da böylesi bir husus bulunmamaktadır. Yaylanın mera alanı, evlerin olduğu yerleşim bölgesinin dışında, yayladan uzak bir alandadır. Yerel Mahkeme, mahalli bilirkişiler ve tanıklar ile birlikte Yargıtay denetimine uygun bir keşif yapmış olsaydı bu somut olguyu tespit edebilecekti.
b) Bu açıklamalarımı teyit eden bir başka olgu ise şudur: Beraatla sonuçlanan dava dosyasındaki SİT kararıdır. Bu kararda, yayla I. derecede doğal SİT alanı olarak ilan edilmiştir. Ancak, yaylada konutların bulunduğu bölge III. derecede doğal SİT alanı kabul edilmiştir. Neden?
Bu karar ile korunması amaçlanan, değer görülen doğal alan neleri kapsamaktadır? Sözü hiç uzatmadan söylemek gerekir ki; kadim evleri ile birlikte yayla, yasanın öngördüğü doğal koruma alanı içindedir. Yayla evleri, bu koruma kapsamında yaylanın doğasının ve manzarasının tabii bir uzantısı, doğal bir parçasıdır. Bu evler olmaksızın yaylanın düşünülmesi mümkün değildir. Her yıl yüzlerce turisti, araştırmacıyı, fotoğrafçıyı, doğa sevenleri buraya çeken yayla evleriyle bütünleşmiş bir doğa, yayladır. Bu yayla evleri dikkate alınmaksızın koruma kurulunun SİT alanı kararının bir değeri bulunmaz.
Söz konusu savunmamın teyidi amacıyla Yerel Mahkemenin; antropolog, mimar vb. bilim insanlarından oluşan uzman bilirkişilerden bu konularda görüş alması gerekirdi.

5. Suçun mağduru olarak maddede köy halkı gösterilmektedir. O halde sormak gerekir: Kadimden beri tüm köylünün ortak iradesiyle yapılmış ve kullanıla gelen bu konutlarla, köy halkı nasıl mağdur edilmiştir? Konutlar zaten köy halkınca kullanılmaktayken, köylülerin tasarrufunu engeller bir durum bulunmamaktadır. Yukarıda belirttiğim üzere; konutların bulunduğu bölge sürüp edilen, yol, sulak alan, mera veya başkaca şekilde köylülerin ortaklaşa yararlandıkları alanlar değildir. Köy halkının, burada öteden beri yararlandığı böylesi bir taşınmaz mevcut değildir. Bu nedenle de, konutların varlığı; köy halkının yararlanma hakkını engeller bir durum arz etmemektedir.

6. Bu açıklamalardan sonra, suçun maddi ve manevi unsurlarını tartışabiliriz.

Maddi unsur yasadaki tarifiyle, taşınmazın zaptolunması, haksız yere tasarruf edilmesidir. Konutların bulunduğu alanlar, “öteden beri köylünün ortak yararlanmasına terk edilmiş” yerler kapsamında değerlendirilemez. Evlerin olduğu alanlar, “uzun bir süreden beri köylünün yararlanmasına bırakılmış” bir yer olarak tarif edilemez. Çünkü, söz konusu konutlar yaylanın tahsis kararından çok önce de mevcuttur.

ÜSTELİK, YAYLADA HANGİ ALANIN MERA SINIRLARI İÇİNDE KALDIĞININ, RESMİ OLARAK BELİRLENMESİ VE TESPİTİNİN MAHKEMECE YAPILMASI GEREKİRDİ. BU KONUDA DOSYADA DA HERHANGİ BİR BİLGİ, BELGE BULUNMAMAKTADIR. SADECE YAYLANIN KÖYLERE TAHSİS EDİLDİĞİNİ İFADE EDEN BİR YAZI VARDIR. BU YAZIDA, EVLERİN BULUNDUĞU ALANININ MERA OLDUĞUNA DAİR BİR AÇIKLAMA DA YER ALMAMAKTADIR.

Bu ve yukarıda açıkladığımız nedenlerden dolayı; atadan kalma evin kullanımıyla, köylünün ortak yararlanmasını engellemeye yönelik bir zaptetme eyleminden söz edilemez. Köylünün faydalanmasına engel olma durumu yoktur. Aksine, atalarımızca yapılmış doğayla uyumlu bu evler köylülerinin ortak iradesi ve yararlanmasına yöneliktir.

Atılı suçta manevi unsurun bulunmadığı bu açıklamalarla birlikte netleşmektedir. Biz bu evlerde büyüdük, kimimiz dünyaya gözünü burada açtı. Çocukluğumuz, gençliğimiz, yetişkinliğimiz bu evlerde geçti. Devlet izin verirse son yıllarımız da bu evlerde geçecek. Böylesi bir halde; köylünün ortak kullanımına terk edildiğini bilerek sahiplenme iradesinin varlığından söz edilemez. Atadan kalma evi kullanarak, köylünün ortak tasarrufunu bilerek engellediğim iddiası tamamen asılsızdır. Böylesi bir kastımın olamayacağı yukardan bu yana yapmaya çalıştığım açıklamalardan da anlaşılmaktadır.

Bu kapsamda, üzerime atılan suçun unsurları oluşmamıştır. Buna karşın Yerel Mahkeme yeterli, etkin bir kovuşturma yapmaksızın mahkûmiyetime hükmetmiştir. Dahası, tarafıma tebligat yapmaksızın duruşmayı öne almış ve savunma hakkımı kısıtlamıştır. Böylece, AİHS’nin adil yargılanma ilkesi ihlal edilmiştir. Böylesi bir karar aynı zamanda, söz konusu evlerin idare tarafından kaldırılabileceği, yıkılacağı anlamını da taşımaktadır. Bu da AİHS’in yerleşim hakkını ihlal etmektedir.

7. Beraatıma karar verilen dosyadaki bilirkişi raporunda; “…yapılışında inşa-i ve fiziki müdahalede bulunulduğu, doğaya zarar verdiği” yönünde görüş bildirmiştir. Bilirkişinin kendi beyanlarıyla yapının “100- 150 yıl önce inşa edildiği ve yöre mimarisine/yayla şartlarına uygunluğunu” tespit etmiştir. Buna karşın aynı raporda; “inşai ve fiziki müdahalede bulunduğu”, “doğaya zarar verdiği” açıklanmıştır. Ancak raporda, “neden, nasıl bir müdahale yapıldığı” doğaya nasıl zarar verildiği yönünde bir görüş yer almamaktadır. Olması da mümkün değildir zaten. Bilirkişinin bu kanaati anlaşılabilir ve bilimsel bir görüş değildir; afakî bir iddiadan ibarettir. Bu doğa koşulları içinde, üstelik bizzat bilirkişinin belirttiği yaylacılık/hayvancılık için yapılan yayla evinin doğaya zarar vermesi mümkün müdür? Hangi mantık kuralları ve bilimsel olgular bu durumu açıklayabilir. Kaldı ki, yukarıda belirttiğimiz Yargıtay kararları gereği, yaylaya kendilerine tahsis edilmiş (intifa hakkı sahibi) köylüler tarafından barınak, ev yapılması yasal olarak mümkündür.

Bu husus, söz konusu raporun yetersizliğini açıkça göstermektedir. Yukarıdan bu yana yaptığım savunma ve beyanlarımı karşılar bir nitelikte, içerikte değildir.

Böylesi yapılar, rapordaki görüşün aksine, doğal çevreyle bir bütünlük arzeder. Bu evleri inşa eden atalarımız ve bizler yıllarca doğaya en ufak bir zarar vermeksizin yaylamızı ve evlerimizi koruduk. Ve bugüne değin de bozmadan, kırmadan ayakta tutmayı becerebildik. Zarar vermeyi bir kenara bırakın; yöre halkı, doğayı en iyi şekilde korumayı, onula iç içe yaşamayı kendi yaşamının, varlığının olmazsa olmaz bir nedeni saymaktadır. Yoksa, bu zamana kadar bu eşsiz tabiatın, yapıların ayakta kalabilmesi mümkün olur muydu?

5-6 yıl önce TEK, yaylaya elektrik çıkartmış ve evlere bağlatmıştır. Yayla köylüleri, elektrik hatlarını direklerden değil, toprağın altından geçirmiştir. Bu uygulama, tüm Hemşin yaylalarında sadece Pokut ve Sal yayla halklarına mahsustur.

8. “Yayla evlerimiz bize dedelerimizden miras kalmadı; biz, bu evleri çocuklarımızdan ödünç aldık.” Bu nedenle en iyi haliyle, gelecek topluma bırakmak bizim için bir görevdir. Yüzyıllardır süren yaylacılık geleneğinin sosyal ve kültürel boyutu bu yapılardan açıkça görülebilmektedir. Bu evler, gerek mimari yapıları gerekse sosyal yaşamın canlı tanıkları olarak; 2863 sy. yasanın aradığı, koruduğu manada birer kültürel varlıktır. Hem tek tek yayla evleri olarak, hem de evlerle birlikte çevre, doğal bir uyum içindedir. Yayla evlerini ve doğayı birbirinden ayıramazsınız. Yüzyıllardır, Kaçkar dağlarında yapılan yaylacılığın, yöre halkının sosyal hayatının anıtsal örnekleri olan bu evlerin “doğal yapıya zarar verdiği” iddiası hukuken kabul edilebilir, dinlenebilir bir görüş değildir. Bilimsel bir yönü bulunmamaktadır.

9. Savunmamın ispatı bakımından mahalli bilirkişilerin, yöreyi bilen yaşlı insanların tanıklığında yaylada keşif yapılması gerekirdi. Eski tapu kayıtları ve Osmanlı belgelerinin celbi ve incelenmesi gerekirdi. Böylece yaylanın, evlerin kadimden beri kullanım şekli araştırılmış ve öğrenilmiş olunacaktı. Ancak, yeterli kovuşturma ve araştırma yapılmadan tesis edilen Yerel Mahkeme kararı, AİHS’nin adil yargılanma ilkesini ihlal etmiştir.

II- Sonuç ve İstem :

İntifa hakkı murislerimden intikal eden yayla evinini kullanımı; ilgili köyün mensubu olmam ve tamamen amacına uygun kullanmam nedeniyle yasalara uygundur. Hükme esas alınan bilirkişi raporu eksik ve çelişkili olsa da Türk Ceza Yasası’nın 154. maddesinde tarifi yapılan suçun işlenmediğine dair tespitleri içermektedir. Kaldı ki; Yerel Mahkeme tarafından aksine bir düşünce oluşmuşsa, davanın kamu davası olması sebebiyle, atılı suç açısından Mahkemece resen araştırma yapılıp, suçun işlenip işlenmediği konusunda tereddüde yer vermeyecek açıklıkta bir hüküm kurulmalıydı. Yerel Mahkeme hükmü bu yönü ile “eksik inceleme mahsulü olup tamamen varsayımsal verilere” dayalı olarak kaleme alınmıştır.

Tarafıma atılı suç; bahsi geçen köy mensubu murislerim ile tarafımdan herhangi bir yasaya (Mera Yasası, TKVKY, TCK vd.) muhalefet teşkil etmeyecek “suç işleme kastı olmayan, süregelen ve geleneksel kullanımı” ifade eden bir fiildir.

Yukarıda açıkladığım nedenlerden dolayı; suçun unsurları oluşmadığından beraatıma karar verilmesi gerekirken, aleyhime tesis edilen Yerel Mahkeme’nin __/___/2010 tarih ve 2011/___ K. nolu hükmün, duruşmalı yapılmak suretiyle incelenerek bozulmasını saygıyla talep ederim.

Temyiz Eden
------------
(imza)



NOT: Bilgiler için Av.İbrahim Demirci'ye teşekkür ederiz.
 
  http://www.google.com.tr/  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
PoKuT YaYLası